ALLAH’IN TAKDİRİ YA DA İNSANIN KADERİ

ALLAH’IN TAKDİRİ YA DA İNSANIN KADERİ
Reklam

ALLAH’IN TAKDİRİ YA DA İNSANIN KADERİ

Malatya Türk Ocağı olarak bu haftaki sohbet programımızı da gerçekleştirdik. Rabbimize sonsuz şükürler olsun. Bu hafta yaşamış olduğumuz deprem ve çığ felaketleri sonrasında tartışmaların merkezine outran KADER konusunu konunun uzmanı bir hocamızdan dinleme fırsatı bulduk. İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç.Dr. Hamdi Onay hocamızı misafir etik bu hafta. Hocamız konuşmasına başlamadan önce Kur’an tilaveti gerçekleştirdi. Ardından konuşmasına başlayan hocamız özetle şunları söyledi;

“Allah’ın bize neyi takdir ettiğini ya da insanın kaderini tespit etmek için öncelikle biz insanların nasıl bir Allah tasavvuruna sahip olduğumuzun, kainattaki tüm varlıkların nasıl yaratıldığını bilmemizin ve bütünüyle insanı tanımaktan geçtiğini söyleyebiliriz. Bunlar üzerine yeteri kadar düşündüğümüzde kader üzerinde söz söylemek daha kolay olacaktır. Bunları peşpeşe yapabilmenin sırrı da insanın kendisini tanımasıdır. Kendini tanıyacaktır, kainatı tanıyacaktır, herşeyi kendisinin hizmetine sunan yaratıcıyı tanıyacaktır. Yani marifetullaha ulaşmak insanın kendini tanımasıyla başlar. Kainatta hiçbir varlık yoktur ki bir yaratılış amacı olmasın. Heşey bir hikmetle, bir amaca yönelik olarak yaratılmıştır.

 

Toplumda gelişen olaylar insan doğasının, tabiatının, yaratılışının özellikleri ile alakalıdır. İnsan bu evrende ne mutlak derecede özgür ne de bütün yönleriyle kader mahkumudur. Evrendeki diğer varlıklarla mukayese ettiğimizde insan diğerleri ile karşılaştırılmayacak kadar hürdür. Ama Tanrı’yı işin içine kattığınızda O’nunla mukayese edilmeyecek kadar zayıftır, özgürlüğü kısıtlıdır, yapacakları sınırlıdır.

İnsan iyiliğe daha meyilli olmakla birlikte doğuştan hem iyilik yapmaya hem de kötülük yapmaya yatkın olarak dünyaya gelen bir varlıktır. Bu potansiyelle dünyaya gelen insanın kendini geliştirip bir mükemmellik seviyesine ulaşmasını sağlamak gerekir.

 

Genelde bizim İslam tarihindeki kaynaklarımız Allah’ın takdirini ya da insanın kaderini hep Allah üzerinden okumayı tercih etmişlerdir. Ama Allah’ın nasıl bir kainat yarattığını, onun güzelliklerini, nimetlerini, bu kainatın konuğu olan insanın nasıl bir fıtratla yaratıldığını, nasıl bir potansiyel taşıdığını,bu potansiyelini gerçekleştirmek için nelere muktedir olup ya da olmadığı konularına girmek istememişlerdir. Bu durumda sorulması gereken soru şudur: Bu kainatta yaratılan her şeyin bir amacı ve gayesi varsa biz insanlara bu amacı kim göstercektir? Ya da bu amacı biz kendi aklımızla kesin ve eksiksiz bir şekilde tayin edebilir miyiz? Bunu tespit ettiğimizde aslında kaderin insan merkezli bişey olduğu, bireyin kaderinin merkezinde kendisinin olduğu düşüncesine ulaşmış olacağız. Pek çok düşünür, pek çok alim, pek çok filozof insanın böyle bir potansiyele sahip olduğuna önemle vurgu yapar. Yani insanın duyu, deney, gözlem, aklıyla düşünerek, eksiksiz olarak hem kendi amacına, hem niçin varolduğuna, hem bu tabiatın neden yaratıldığına, sonunun nereye gideceğine dair bir takım fikirlere ulaşması mümkündür. İnsanı bu hedefe götüren herşeyi iyilik, insanı bu hedeften uzaklaştıran herşeyi de kötülük olarak ifade ediyoruz.

 

Bu dünyadaki serüveni, yapıp ettikleri, başına gelenler ya da ihmal ettikleri -ki bazen yapmadıklarımızdan da kaybederiz- insanın kaderini belirler. Dünya hayatı sonunda da ne ile karşılaşacağımız bu dünyada yaptıklarımızla belirlenir. Bu konuda hiçbir eksik hiçbir fazlalık yoktur. Kader ve kaza kelimeleri çoğu zaman peşisıra kullanılmasından, bazen de birbirlerinin yerine kullanılmasından, bazen de derinlemesine bilgisi olmayan kimselerin bu soyut kavramları açıklamaya çalışmasından muazaam bir kafa karışıklığı ortaya çıkmaktadır.

 

Din ile ilgili konulardan açıklanması en zor olan konu kader konusudur.

İslam dininde kaza bir işin tamamlandığını ifade için kullanılır. Kaza illaki yıkıcı, olumsuz bişey olmak zorunda değildir. Hayırlı bir işin sonlanmış olması da kazadır. Kaza birilerine şanstır, talihtir, yeni ufuklar açar kimine de yıkımdır, zarardır. Kader ise miktar, ölçü demektir. Yani Allah bu dünyayı belli bir miktar, belli bir ölçü, belli bir düzen, belli bir sistem üzerine yaratmıştır. Rasgele, keyfi olarak değil o sistem içerisinde kimin ne yapacağını, şu aşamaya geldiğinde neleri tercih edeceğini bilerek yaratmıştır. Allah’ın bize lütfu muazzam, sonsuz bir imkanlar dünyası yaratmıştır. Bu imkanlar dünyası içerisinde biz birini tercih ettiğimizde kaza, o seçimin neticesi bizim için kader olur. Sebep ne olursa olsun milyonlarca seçenek içerisinden sizin seçiminiz kaderinizi belirler. Yaptığın seçimi Allah peşinen sana yazmadı. Sen o seçimi kendi hür iradenle yaptın. Bir şeyi kabul etmeniz, seçmeniz kazadır, kabul ettikten sonraki hal kaderdir. Bugün başımızdabir sıkıntı, keder varsa dünkü yaptıklarımızdandır. Hiçkimseyi suçlamaya gerek yoktur. Falan gelmedi de o yüzden öyle oldu. O falanın gelmeme tedbirini almalıydın.

İbn Rüşd’e göre insanın hür olup olmadığını tartışmaya gerek yoktur. Hür olduğu alanlarla hür olmadığı alanlar tespit edilmelidir. Bir insanın bir fiili yapmadaki eylemi iradesine bağlıdır. İrademiz ise içinde bulunduğumuz ortam ve dışımızdaki şartlara bağlıdır. İçinde bulunduğumuz ortam yetiştiğimiz şartlardır. Olaylara vereceğimiz tepkileri bu şartlar belirler. Dış sebepler ise kainatın durumu, sünnetullahtır. Allah bu kainatı nasıl yarattıysa yarattığı düzen ve intizam sonsuza kadar devam edecektir. Dolayısı ile hep yağmurlar yağacaktır, hep güneş açacaktır, hep deprem olacaktır. Bunları bilip, öğrenip gerekli önlemleri almak gerekir.

 

İnsan için bu dünyada çalışmaktan ötesi yoktur. Yaptığımız her işin sorumluluğu da bize aittir. Bize doğuştan biçilmiş bir alın yazısı ya da kader verilmemiştir. Bize imkanlar dünyasında milyonlarca ihtimal içerisinden seçme özgürlüğü ve iradesi verilmiştir. Biz herşeyin en iyisini en temiz yoldan, en helal yoldan, en meşru yoldan yaparak doğru bir insan olabiliriz”.

 

İlgiyle takip edilen program sonrasında uzunca bir soru-cevap bölümü gerçekleşti. Dinleyicilerden gelen orulara hocamız cevap verdi. Program sonunda Ocak Başkanımız Nadir Günata günün nlam ve önemine binaen Doç.Dr. Hamdi Onay’a bir plaket takdim etti. 

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
%d blogcu bunu beğendi: